Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

NF. Kısakürek'ten şiirler

28 Temmuz 2015 - 04:58


Ağlayın Su Yükselsin

 

bıçak soksan gölgeme

sıcacık kanım damlar

girde bir bak ülkeme

başsız başsız adamlar

 

ağlayın su yükselsin

belki kurtulur gemi

anne seccaden gelsin

bize dua et emi

 

.

 

Necip Fazıl Kısakürek

-------------------------------

 

 

Çile

Gaiblerden bir ses geldi: Bu adam

Gezdirsin boşluğu ense kökünde!

Ve uçtu tepemden birden bire dam.

Gök devrildi, künde üstüne künde...

 

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!

Dediklerin cıktı ihtiyar bacı!

Sonsuzluk elinde bir mavi tülbent,

Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

 

Ateşten zehrini tattım bu okun.

Bir anda kül etti can elmasımı.

Sanki burnum değdi burnuna (yok)un.

Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

 

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;

Söndü istikamet, yıkıldı bosluk,

Al sana hakikat , al sana rüya!

İşte akıllılık , işte sarhoşluk!

 

Ensemin örsünde bir demir balyoz

Kapandım yatağa son çare diye.

Bir kanlı şafakta , bana çil horoz

Yepyeni bir dünya etti hediye.

 

Bu nasıl bir dünya hikayesi zor;

Mekânı bir satıh, zamanı vehim.

Bütün bir kainat muşamba dekor,

Bütün bir insanlık yalana teslim.

 

Nesin sen , hakikat olsanda cekil!

Yetiş körlük , yetiş takma gözde cam!

Otursun yerine , bende her şekil;

Vatanım, sevgilim , dostum ve hocam!

 

Aylarca gezindim , yıkık ve şaşkın .

Benliğim kazan ve aklım kepçe,

Deliler köyünden bir menzil aşkın

Her fikir içimde bir çifte kelepçe.

 

Niçin küçülüyor eşya uzakta ?

Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl ?

Zamanın raksı ne , bu yuvarlakta?

Sonu varmış , onu öğrensem asıl ?

 

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,

Bir fikir ki, beyin zarında sülük.

Selâm , selam sana haşmetli azap;

Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

 

Yalvardım: Gösterin bilmceme yol!

Ey yedinci kat gök, esrarını aç!

Annemin duası, düşte perde ol!

Bir asâ kes bana , ihtiyar ağaç.

 

Uyku katillerin bile çesmesi;

Yorgan, Allahsıza kadar sığınak

Teselli pınarı , sabır memesi;

Size şerbet , bana kum dolu çanak.

 

Bu mu rüyalar da içtiğim cinnet,

Sıırını ararken patlayan gülle?

Yeşil asmalarda depreniş , şehvet;

Karınca sarayı , kupkuru kelle....

 

Akrep , nokta nokta ruhumu sokmuş.

Mevsimden mevsime girdim böylece

Gördüm ki , ateşte cımbızda yokmuş.

Fikir çilesinden büyük işkence.

 

Evet her şey ben de bir gizli düğüm

Ne ölüm terleri döktüm , nelerden!

Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,

Yetişir çektiğim mesafelerden!

 

Ufuk bir tilkidir , kaçak ve kurnaz.

Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık

Her gece rüyamı yazan sihirbaz,

Tütüyor önümde mavi bir ışık.

 

Büyücü büyücü ne bana hıncın?

Bu kükürtlü duman nedir inimde ?

Camdan keskin , kıldan ince klıcın,

Bir zehirli kımık gibi beynimde.

 

Lügat , bir isim ver bana halimden ;

Herkesin bildigi dilden bir isim!

Eski esvaplarım tutun elimden

Aynalar söyleyin bana ben kimim?

 

Söyleyin, söyleyin, benmiyim yoksa,

Arzı boynunuzda taşıyan öküz?

Bela mimarının seçtiği arsa ;

Hayattan muhacir , eşyadan öksüz?

 

Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,

Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,

Bir zerreciğim ki , Arş ' a gebeyim,

Dev sancılarımın budur kaynağı!

 

Ne yalanlarda var , ne hakikatta .

Gözümü yumdukça gördüğüm nakış

Boşuna gezmişim, yok tabiatta.

İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

 

Gece hendeğe düşercesine,

Birden kucağına düştüm gerçeğin.

Sanki erdim çetin bilmecesine,

Hem geçmiş zamanın , hem geleceğin.

 

Açıl susam açıl! Açıldı kapı;

Atlas sedirinde mavera dede.

Yandı sırça saray, ilahi yapı

Binbir avizeyle uçsuz maddede.

 

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik

Ve çevre çevre nur , çevre çevre nur.

İçiçe mimari , içiçe benlik

Bildim seni ey Rab , bilinmez meşhur!

 

Nizam kopürüyor, med vakti deniz

Nizam köpürüyor,ta çenemde su.

Suda bir gizli yol, pırıltılı iz

Suda ezel fikri ebed duygusu.

 

Kaçır beni ahenk , al beni birlik

Artık barınamam gölge varlıkta

Ver cüceye , onun olsun şairlik

Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta

 

Öteler öteler, gayemin malı

Mesafe ekinim , zaman madenim

Gökte samanyolu benim olmalı ;

Dipsizlik gölünde , inciler benim.

 

Diz çök ey zorlu nefs , önümde diz çök

Heybem hayat dolu , deste ve yumak

Sen bütün dalların birleştiği kök

Biricik meselem , Sonsuza varmak...

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

-------------------------------

 

Kaldırımlar

Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum

Yolumun karanlığa saplanan noktasında

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

 

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar

İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık

Biri benim biri de serseri kaldırımlar.

 

İçimde damla damla bir korku birikiyor

Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler

Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor

Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

 

Kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi

Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır

Kaldırımlar duyulur ses kesilince sesi

Kaldırımlar içimde kıvrılan bir lisandır.

 

Bana düşmez can vermek bu yumuşak kucakta

Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum

Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

 

Ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin

İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler

Tak tak sesimi aç köpekler işitsin

Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.

 

Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim

Gündüzler size kalsın verin karanlıkları

Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim

Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.

 

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya

Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi

Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya

Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

 

Necip Fazıl Kısakürek

-------------------------------

 

Utansın

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

 

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

 

Eski çınar şimdi noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

 

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!

 

Ölümden ilerde varış dediğin,

Geride ne varsa bırak utansın!

 

Ey binbir tanede solmayan tek renk;

Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

 

Necip Fazıl Kısakürek

-------------------------------

Yattığım Kaya

Bu akşam o kadar durgun ki sular

Gömül benim gibi kedere diyor.

İçimde maziden kalma duygular

Ağla geri gelmez günlere diyor.

 

Ey gönül, gidenden ümidini kes!

Kaçan bir hayale benziyor herkes,

Sanki kulağıma gaipten bir ses

Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

 

Enginden engine koşarken rüzgar,

Bende bir yolculuk heyecanı var...

Yattığım kayaya çarpan dalgalar

Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

-------------------------------

 

Zindandan Mehmet'e Mektup

 

Zindan iki hece Mehmetim lafta !

Baba katiliyle baban bir safta!

Birde geri adam boynunda yafata...

Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!

Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!

 

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yolda tutuktur hapse düşeli...

Git vegel... yüz adım... Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak

 

Bir alem ki, gökler boru içinde!

Akıl almazların zoru içinde.

Üstüste sorular soru içinde:

Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu?

Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.

Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

bahçeye diktiği üç beş karanfil...

 

Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'!

Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...

Beni Allah tutmuş kim edre azat?

Anlamaz;yazaısız, pulsuz dilekçem...

Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

 

Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;

Sayım var, Maltada hizaya dizil!

Tek yekün içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindan da birer kemiyet

Urbalarla kemik, Mintanlarla et.

 

Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;

Zift dolu gözlerde kat kat...

Yalnız seccademin yüzünde şevkat;

Beni kimsecikler okşamaz madem;

Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!

 

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!

Dakika düşelim senelik paydan!

Zindanda dakika farksızdır aydan.

Karıştır çayını zaman erisin;

Köpük köpük, Duman duman erisin!

 

Peykeler duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

gömülmüş duvara, baş baş gölgeler

Duvar katil duvar, yolumu biçtin!

kanla dolu sünger... beynimi içtin!

 

sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.

yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?

Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

 

Ses demir, su demir ve ekmek demir...

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelirki elde kader bu emir...

Garip pencerecik, küçük, daracık;

Dünya ya kapalı, Allah'a açık.

 

Dua dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...

Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu

İplik ki incecik, örer boşluğu.

 

Ana zahmi zahi şu bizim koğuş;

Karanlığındanur, yeniden doğuş...

Sesler duymaktayım:Davran ve boğuş!

Sen bir devsin yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

 

Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!

Ölsekte sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu teker kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

 

-------------------------------

Necip Fazıl Kısakürek